Her insan farklıdır. Klasik bir deyim olacak belki ama tıpkı parmak izleri gibi, ses tonları ya da kendilerine özgü yüzleri gibi. Dünyaya geliş amaçları, var oluş biçimleri, olaylara verdikleri tepkiler, düşünce biçimlerinden duygu durumlarına kadar her alanda farklıdırlar hem de. Her insanın; hayatı, kendine özgü bir yorumlayış biçimi vardır ve her insan kendi duygusuna, düşüncesine, yorumuna sahip çıkabilmek, bunlara saygı gösterildiğine tanık olmak ve kendisi olarak var olabilmek ister. İnsanı asıl özel kılan parmak izinden, ses tonundan ziyade; kendine özgü bu duyguları, düşünceleri ve hayata dair yorumlarıdır.

Peki toplum dediğimiz ve “diğer” insanlardan oluşan; adeta bilinçli, canlı bir varlık gibi refleksler gösteren yapı, insanı olduğu gibi kabul edebilir mi? Eder mi? Bu sorunun cevabı biraz da insanın sahip olduğu özelliklere bağlı olarak değişse de toplum; genelde, belli bir ölçünün dışındaki farklılıkları reddetme eğiliminde. Çünkü farklı olanı tehdit olarak algılayan bu yapıda, bu refleksin kökeni ta ilkel çağlara kadar uzanıyor. “Bizim gibi olan bizdendir, olmayan tehdittir!” basit mantığı devreye giriyor çünkü. Ama insanlar her şeye rağmen farklı olmak istiyor. Farklılıklarıyla var olabilmek istiyor. Aslında bu insan doğasından kaynaklı bir ihtiyaç. Kendi kimliğine sahip çıkabilmenin bir yolu. Fark edilmek ihtiyacına binaen belki. Biricik oluşlarına onay, özel oluşlarına destek bekliyorlar. Yani dışlanmak, reddedilmek travmasına maruz kalmadan yaşamayı başarabilmek. Ama bunu başarmak öylesine güç ki günümüzde!

Kişiliği, tepkileri ve düşünceleriyle farklılığını ortaya koyamayan birey, bilinçli veya bilinçdışı bir şekilde kendini ifade etmenin başka yollarını bulmaya çabalıyor. Mesela koskoca moda dünyası büyük ihtimalle dimdik ayakta kalışını insanın bu ihtiyacına borçlu. Yani her durumdan parasal çıkar elde etmeyi hedefleyen kapitalist sistem, insanın bu zaafını kullanmaktan da geri durmuyor. İnsanın dışardan algılanış biçimi üzerine varlığını konumlandıran moda dünyasında; insanlara, imaj satılmakta aslında. “Öyle olamıyorsan bile öyleymiş gibi görünme imkanı sunmak!” İnsanlar olamasalar bile olmayı arzuladıkları biçimde algılandıklarını düşünüyorlar. Bunu da seri üretimle aynı anda binlercesinin piyasaya sürüldüğü nesnelerle, ekonomik imkanlarının yettiği ölçüde ve hatta bazen bu konuda sınırları bile zorlayarak elde etmeye çalışıyorlar. Aynıları kullanarak farklı görünmeye çalışmanın ütopyasını gözden kaçırarak belki de! Üzücü bir biçimde. Oysa ihtiyaçları olan şey oldukları gibi kabul edilmek. “Neden beni olduğum gibi sevmiyorsunuz?” deme cesaretini bulamadıkları için kendilerinde, benzerler arasında farklı olmak gibi zor ve onları asla tatmin etmeyecek bir çabaya soyunuyorlar. Aynılaştıkları insanlar içinde farklı göründüklerine inanıyorlar. Onaylanmış ve rahatsız etmeyecek derecede.

Bugün itibarıyla daha gelişkin olduğunu iddia eden insanoğlunun ve haliyle eskiye oranla daha gelişmiş olması gereken toplumun farklılıkları bağrına basmasını beklemek çok da akla aykırı olmamakla beraber, karşılaştığımız sorunlar göz önüne alındığında, gerçekleşmesi de bir hayli zor görünüyor.  Özetle; insan, farklı olmakla uyum sağlamak arasında bocalarken, yitirdiği sadece kendine özgü kimliği değil, çoğu kez ruh sağlığı hatta ekonomik durumu ya da fiziki sağlığı da olabiliyor.

@shu.fatma.yavuz

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu girin!
Adınızı giriniz